Kazakistan’da, ülke Anayasası’na yönelik değişikliklerin tartışılma süreci devam ediyor. Bu değişiklikler, özellikle vatandaşların haklarının daha güçlü şekilde korunmasını ve toplumun sorumluluğunun artırılmasını hedefliyor. Reform Komisyonu’nun bir sonraki toplantısında milletvekilleri Kazakistan vatandaşlarının çevreye ilişkin yükümlülüklerinin temel yasa’da güvence altına alınmasını önerdi. Anayasa Komisyonu üyelerine göre, doğaya özenli yaklaşım anayasal bir yükümlülük haline gelmelidir.
Sergey Ponomaryov, Kazakistan Cumhuriyeti
Parlamentosu Meclis üyesi, milletvekili, Anayasal Reform Komisyonu üyesi:
«Doğaya saygılı yaklaşımın
anayasal düzeyde güvence altına alınmasıyla, mevcut ve gelecek nesiller
karşısındaki yüksek sorumluluğumuzu pekiştiriyoruz. Söz konusu olan Anayasa’nın
31. maddesi. Birinci fıkrada şu ifade yer almaktadır: «Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları, doğayı korumak ve
doğal zenginliklere özenle yaklaşmakla yükümlüdür». Ayrıca üçüncü fıkrada, «Yetkili
kişilerin, insanların yaşamını ve sağlığını tehdit eden olguları ve koşulları
gizlemesi, Kazakistan Cumhuriyeti yasalarına uygun olarak sorumluluk doğurur» denilmektedir.»
Bu arada, Astana’da insan haklarına ilişkin
girişimler de görüşülmeye devam ediyor. insan hakları ombudsmanı, son yıllarda Kazakistan uzun bir yol kat
ettiğini, ölüm cezasından tamamen vazgeçilmesi, vatandaşların çeşitli
durumlarda zorunlu olarak korunması konusunda adımlar atıldığını belirtiyor.
Sonuç olarak yaşam hakkı fiilen mutlak bir hak haline geldi ve bu hakkın
Anayasa’da güvence altına alınması, izlenen politikanın geri döndürülemezliğine
dair siyasi ve hukuki bir garanti olarak değerlendiriliyor.
Artur Lastayev, insan hakları ombudsmanı,
Anayasal Reform Komisyonu üyesi:
«Bir temel insan hakkı hiçbir
sınırlamaya tabi değilse, o hak mutlak olarak adlandırılır. Biz bu hakkı mümkün
olan en üst düzeyde mutlak hale getirmek istedik ve bu konuda Komisyon
önerimizi destekleyerek yaşam hakkını mutlak bir hak olarak tanıdı. Bu, 25 yılı
aşkın bir süredir evrimsel bir yol izleyerek bu noktaya ulaştığımızın ciddi bir
göstergesidir. Devlet, yaşam hakkına ilişkin izlediği bu politikadan
vazgeçmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.»
Çeviren: Körkem Nigmetullina

